Hayata geniş bir pencereden bakmaya çalışmayı, düşünmeyi, üretmeyi, yazmayı ve crème brûlée'yi seviyorum. Ha bir de doktorum ve Almanya'ya taşınma sürecimi konuşuyorum.

sosyal medya detoksu ve keşfettiklerim

Asena Kişi’si bir süredir sosyal medyadan uzak, bazılarınız da bunu fark etmiş olacaksınız ki dm’ler gelip duruyor. Bazen bu kadar izlenen bir hesap olmak beni de şaşırtıyor.

It’s the damn phone! çok haklı bir söylem bu arada. Telefonun bendeki etkilerine bakıp gözümün önüne bir perde çektiğini ve etrafıma baksam da artık göremediğimi fark ettim.

Bu telefon süresini azaltıp, başkalarının hayatı odaklı değil de kendi hayatımı beğenmeye odaklı bir ay geçirince de kendimi çok daha iyi hissettiğimi fark ettim. Ancak bir yandan da paylaşım yapmayı sevdiğimi fark ettim.

E peki ne yapalım, sosyal medyayı tamamen kapatalım mı? Sanırım bu sorunun cevabı hayır. Ve evet bir ay üstüne düşünmüş olmama rağmen cevabım hayır. Kimse bana hiç reels kaydırma, bir tane bile post atma demiyor sonuç olarak. Hatta üstüne düşününce bundan tamamen uzaklaşmak bazı etkinliklerden, mekanlardan, yeni deneyimlerden de uzaklaşmak demek.

Napılabilir? Hala bir deney süresindeyim, hesabımda uzun zamandır bir şey paylaşmadığımı gördünüz. Bazen işte böyle sürekli düşünmenin de negatif tarafları var. Cevap benim adıma çoğunlukla bilmiyorum oluyor.

Bilmediğim konularda şunu yapıyorum, izlemek. Bir ay bu şekilde geçti, bakalım bir de bir ay paylaşım yaparak geçsin.

Sonuca da beraber karar veririz.

Dijital dünya çok ilginçleşti, birinin benim yerime düşünmesi çok hoşuma gidiyor. Örneğin, mail hesabımı yapay zekaya bağladım ve bazı maillere benim yerime cevap veriyor, vereceği cevabı da bana bildirim olarak iletiyor ‘şunu yazıyorum bak bi’ diye. Diyorum okay bu iyi bir şey çünkü ben bunun üstüne zaten düşünmek istemezdim.

Ancak düşünmek demek beynini sürekli belli bir oranda açık tutmak demek. Yani sen o düşünme eyleminin yerine daha mantıklı bir şey yapmıyorsan, çemberin daralıyor demek gibi geliyor bana. O yüzden teknoloji dünyasının insanları aptallaştırdığını düşünüyoruz zaten. Sen senin günlük hayatta normalde düşündüğün bugün ne yesem, akşam ne giysem sorularının yerini altı saatlik bir reels deposuyla doldurursan tabii ki günün sonunda mal olursun.

Benim amacım kendi adıma bunu değiştirmek zaten. Örneğin şu an senin bu yazıyı okuman seni düşündürecek, bir fikri yapay zekayla değiş tokuş yapabilirsin şu an. Ya da ben şu an bir şey üretiyorum, ne sosyal medya yanımda ne de reels. Üstüne düşünüyorum ve üretiyorum. Eğer sosyal medya hesabın yoksa bunu Penzu sitesi aracılığıyla uygulayabilirsin. Günlük tutmakta beşinci senem, ve kendi hayatına üretkenlik katmak çok önemli. Böylece teknoloji dünyası seni tam bir mal yapmadan hala beynini kullanmaya devam edebiliyorsun.

Onun dışında bazı şeyleri de keşfettim bu ay. Örneğin bizim hiç sessiz kalmadığımız. Sürekli ya müzik dinliyorsun, ya otobüste reels kaydırıyorsun, yolda giderken arabaların falan sesini duyduğun kaç dakikan var? Benim yok açıkçası. Benim bunun için güçlü bir bahanem var aslında, ses beni çok irrite ediyor. Araba ve insan seslerinin azaldığı bir yerde kulaklıksız çok rahat gezebiliyorum ama yine de üstüne düşünürseniz artık sessiz kalamadığımızı fark edersiniz.

Benim çoğu arkadaşım, tatilde beni en sıkıntıya sokan şeyi yapma alışkanlığına sahip mesela, şarkıyla iş yapmak. Şarkıyla hazırlanmak, şarkıyla yemek yapmak, şarkıyla duş almak… Ben sessiz kalmadığımda beynim kapanmış gibi hissediyorum, şarkıyla hiçbir şey düşünemez ve üretemezsin gibi geliyor bana. Hatta bu yazıyı yazmaya başlarken arkada hafif bir müzik çalıyordu ve sadece iki saniye dayanabildim.

İnsanın artık kendi özüne, doğaya dönmesi gerektiğini düşünüyorum. Bizim ülkemiz için bu artık giderek zorlaşıyor çünkü yeşilden ve maviden çok uzaklaştırılıyoruz ancak olabildiğince oralara yaklaşmak lazım. Çünkü bu karmaşa, bu araç sesleri, bu insanların sürekli aşırı hızlı hareket etmesi, herkesin ama herkesin sosyal medyada aşırı aktif olması ve senin kendi başına yaptığın aktivitelerin azalması pek de hayra alamet değil.

O yüzden bugün bi bu konunun üstüne düşün bence. Benim hobilerim neler, ben gün içinde neler yapıyorum. En az üç aktivitenin olması gerek gibi geliyor bana. Eğer iş hayatın çok yoğun değilse tabii.

Üretmek gerek, üretimi paylaşmasan bile üretmek lazım. Günlük tutabilirsin, bir şeyler örebilirsin, 3-d yazıcıyla ürün basabilirsin her şey olur ama senin üstüne düşündüğün, akışta kaldığın ve sessiz olduğun bir aktivite şart bence.

Spor zaten benim için bir ‘must’. Ben spor yapmayan birinin enerjisinin tüm güne yetebileceğini de hiç düşünmüyorum. Hatta taşındığımda fitness’a tenis eklemek gibi bir hedefim de var. Belki de kickboks bilmiyorum ama bir şeyler net olmalı. Hayatımda benim enerjimi artıran ilk şey bu.

Üçüncüsü sessiz olabilmek, sabahtan beri konuştuğum şey yani. Beynin çalışması için iki şey gerek bence, glikoz ve sükunet. Bunların ikisinden biri eksikse kimse bana ben o koşullarda da beynimi çalıştırabilirim demesin. Gerçekten inanmam.

Neyse bu ay bunu deneyimlediğim bir ay oldu. Özellikle reelslara bakmamak benim için çok iyi bir deneyimdi. Çünkü pervasızca orada reels kaydırıp sonrasında iki saat geçtiğini görmek gerçekten beni aptal gibi hissettiriyor.

Size bir ara da Almanya’ya taşınma hikayemi anlatayım.

Öptüm

Yorum bırakın