İnsan sarrafı değilim ancak bazı şeyleri fark etmek için bilge olmak gerekmez. Bu yazıyı okuyan herkes, bazı insanların elinde çok bir şey olmamasına rağmen dışarıya sundukları o ‘aura’nın o insanları nasıl üst bir pozisyona getirdiğini fark etmiştir. O gözlemlediğiniz aura öz güvendir.
Öz güven, TDK’ya göre kişinin kendine olan güven duygusu demektir ve sanılanın aksine ayrı yazılır. Hayatının yüzde 80’ini öz güvenli geçirmiş biri olarak bu konuda nasıl ilerlediğimi ve öz güvensiz biriyken hayatımda nelerin farklı olduğunu yazmak istiyorum.
Bir başarının ortasından geldiğimi zaten söylemiştim ve ben hayatın üstüne çok düşünemeden çoğu insanın olmak istediği şey akıştayken gerçekleşmişti. Başarılarım beni kendime güvenen biri yaptı, ek olarak voleybolda da başarı elde ediyordum ve birilerinin favori insanı olmak insanın kendine olan güvenini ister istemez artırıyordu. Bu, küçük Asena’nın öz güveniydi. Ben yetişkin bizlerden bahsetmek istiyorum. Artık daha farkında, daha özgür insanlarız ve hayatın neye benzediğini az çok biliyoruz. 10 yaşındaki birini voleybolda madalya almak öz güvenli yapabilir ancak 25 yaşındaki birinin öz güvenini artırmak pek kolay olmayacaktır.
Kendini tanıma serüveninde insanların hatalarına çok odaklanan biriydim. Yani hatalarına bakıp onları küçük düşürmek değil, o insanların da ‘insan’ olduğunu kavrama durumundan bahsediyorum. Herkes inanılmaz fazla hata yapıyordu ve herkesin ortalama hayatları vardı. Sonraları bana bu öz güven fikri, hem benim yaratabileceğim hem de dışarıdakilerin bana vereceği bir şey olarak gözükmüştü. İlk başta bunu oturtma sürecinde, insanların da çok fazla hata yaptığını, öz güvenin bazen seni saran bir kılıf gibi olduğunu ve senin korunma sigortan olduğunu fark etmek içimi rahatlatmıştı.
Bence burada öz güvenli biri olmaya giden yolda dikkat çeken birkaç soru var. Birincisi tabii ki neden öz güvensiz biri olduğunuz. Bu sorunun cevabı insandan insana değişir. Şu ana kadar duyduğum birkaç cevap; kilolu olmak, bilgi birikiminden endişe etmek, diğer insanların çok iyi olması… Üçüncü cevabı elememiz gerekiyor. Çünkü dediğim gibi öz güven aslında bir kılıf. İnsanlarda gördüğünüz iyilik hali onların kendilerine giydirdiği öz güven ceketi. Herkesin ama herkesin kendi içinde tonlarca kusuru var. İnsanların bu yönlerini görmek çok önemli. Nobel ödülü kazanmış biri de, yatları katları olan biri de, dünyanın en güzel kadını ve en yakışıklı erkeği de sizden daha iyi bir hayat yaşasa bile sizden daha iyi durumda değil. Yaşanılan hayat kalitesiyle karakteri birbiriyle karıştırmamak çok önemli.
İkinci sormamız gereken soru ise ne olsa daha öz güvenli hissederdiniz. Eğer bunun spesifik bir cevabı varsa o konuya yönelmeniz tabii ki yapmanız gereken şey olacaktır. Ancak bunun tam bir karakter meselesi olduğunu düşünüyor ve sorunun cevabını bilemiyorsanız tıpkı bir beden dismorfik bozukluğu gibi kendinize olan bakış açınızı değiştirmeniz gerekiyor demektir.
Yıllar içinde insanlar kendilerini nasıl görüyorsa dışarıdakilerin de o kişiyi öyle gördüğünü fark ettim. Benim ne kusurum olduğunu bana söyleyebilir misiniz? Muhtemelen size blog yazıları yazıp kişisel gelişimle alakalı tavsiyeler verdiğim için beni ister istemez üst segment bir yere koydunuz. Çünkü size ne verdiysem onu aldınız.
Kendimi sevmeye ve diğer insanlarla eşit seviyede saygı ve güveni hak ettiğime inandırmaya nasıl başladım? Önce insanların da kusurlarını gördüm. Sonra hayatım için yapılabilecek en iyi şey olan çalışma eylemini gerçekleştirdim. Sonrasında öz güvenimi düşüren sebepleri hayatımdan bir bir çıkardım. En son herhangi bir sebep kalmadığında, kendime dışarıdan bakmayı öğrendim.
Özgüvenli bulduğumuz insanlarda hiç konuşmadan bazı şeyler görürüz. Daha dik bir duruş, daha kendinden emin tavırlar, daha bakımlı biri olmak, kendi hayatında kendine gerçekten güvendiği alanlar yaratmak. Sizin iyiniz ne? Ne yapınca ben bunda iyiyim diyorsunuz? Kendi hayatınızdaki nişinizi yaratmak. Ve bu nişi yaratırken küçük dağları ben yarattım modunda dışarıdan öz güvenli insanlar nasıl gözüküyorsa onların modlarını taklit ederek başlayabilirsiniz. Bu taklit sizi bir süre sonra ister istemez daha iyi hissettirecek çünkü kendinizden emin olduğunuzda hem sınırlarınızı daha iyi çiziyor hem de hayatınıza istediğiniz şeyleri çekiyorsunuz.
Her insanın öz güven tanımı farklıdır. Ben olsam bunu hayatında olan bitenden bağımsız dışarıya verdiği güçlü duruş olarak ifade ederdim. Öz güvenin bana göre iki alt sınıflandırması var. Biri karakteristik sınıflama, diğeri hayatının yansıması. Bu ikisini başarmak için bence önce hayatı sonra bakış açısını değiştirmek gerek. Çünkü hayat değiştiği zaman bir süre sonra bu sizin dışınıza yansıyacak ve ilerleyen zamanlarda da siz bir şey yapmadan bile karakteriniz haline gelecek.
Sonrasında insanlara sunduğunuz şey karakteriniz değil, hissettiklerinizin yansıması olacak. Siz kendi karakterinize nasıl bakıyorsanız dışarıya da yansıyan o oluyor. Şu an biriyle tanışsam, ilk beş dakikada, karakteri hakkında hiçbir şey öğrenemem ancak kendisine bakışını bana yansıtırken kullandığı tüm jest ve mimikler ve dışarıya olan yansımasını ilk beş dakikada tamamen anlayabilirim. First impression’da görülen karakter değil auradır. O aurayı da öz güven yaratıyor.
Bazı yerlerde aynı şeyleri farklı cümlelerle ifade etmeye çalıştım. Umarım sık tekrarla demek istediğim şey anlaşılmıştır. Öz güvenli olmaya giden yolda sadece yeni bir hayat değil yeni bir aura da yaratmak gerekir.
Sizler için benim bu yolda yaptığım birkaç şeyi listelemek istiyorum;
- İnsanların kusurlarının farkına varmak.
- Kendi kusurlarınızı görmek.
- Kusurlarınızdan hangisinin sizi çökerttiğini bulmak.
- O kusurları hayatınızdan çıkarmak.
- Öz güvenli birini taklit etmek.
- Size verdiği hissi anlamak.
- Jest ve mimiklerinizi, giyiminizi, yürüyüşünüzü değiştirmek.
- Kendinizde aşağıladığınız konuları kabul etmek ve bunu insanlardan bağımsız şekilde iyi yansıtan biri olmak (kendiyle dalga geçilen bir ortamda kavga çıkaran değil ya sınır çizen ya da konuya göre alay konusuna kendisi de gülen kişinin özgüveni, kilolu bir insanın gelen eleştirilere verdiği yanıtın gücü)
Bunlarla alakalı hayatımda birkaç örnek vermek istiyorum. Bilirsiniz insanlar konuşmayı sever, soru sormayı daha da severler. Hayatınızla alakalı gerekli gereksiz her şeyi bilmek isterler. Bahsetmek istemediğiniz bir şey olunca sınır çizebilmek öz güven hareketidir.
*Ee ne zaman evleneceksiniz? -Bu bizi ilgilendiren bir konu gibi duruyor demek yerine ‘ ya aslında evlenecektik ama şu şu şu oldu o yüzden diğer yaza kaldı cevabı vermek hem öz güvensiz hem de diğer insanları hayatına çok dahil eden bir cevap gibi duruyor.
* Aaa biraz kilo mu aldın sen? – Yani olabilir ama bu konunun sizle alakasını anlayamadım. Bunun gibi keskin sınırlar çizen bir cevap yerine ‘ya evet biraz aldım ama zayıflamaya çalışıyorum çok kötü duruyorum böyle ben de kendimi beğenmiyorum’ cevabı kulağa çok daha öz güvensiz geliyor.
Öz güven insanları kendi güvenli sınırınıza sokmak için kendi hissinizi de önemsemek demek bir nevi. Kötü bir enerji vermeden hem iyi sınır çizen hem de dışarıya ayakta ve güçlü bir izlenim veren biri olmak için bu tavsiyelerle küçük öz güven serüveninize başlayabilirsiniz.
Yorum bırakın