Bloga yazı yazmayı çok sevdiğimi eminim söylemişimdir, uzun zaman önce bayağı bildiğiniz sadece tek yazar ve okuyuculu bir blogum vardı. Hala duruyor ama gizledim. Yıllarca yazdım. Diziler, filmler, konuşulmasını düşündüğüm gündem konuları, doktorluk, tıp, aklınıza gelen her şey. Kimse okumadığı için de haftalık hayat güncellemelerimi bile paylaşıyordum. Şu an bu kadar okuyucuya ulaşmış olmak beni inanılmaz mutlu ediyor. Geri dönütlerinizi her yazım için bildirirseniz çok çok daha motive bir şekilde yazarım.
Tabii tahmin edersiniz ki bu yazma olayı benim bahsedeceğim ilk madde olacak. Yazmak beni daha sakin, daha aklı başında ve daha iletişime açık biri yaptı. Birilerine bir şeyler söyleyemediğimde ya da sevdiğimi söylemem gerektiğini bildiğim ama başaramadığımda hep yazmaktan faydalandım. Uzun uzun mektuplar, kendimi kötü hissettiğimde tuttuğum o mavi defter, gün değerlendirmesi yapmak için günlük, sizlere deneyimlerimi aktarmak için blog, öğrendiklerimi hatırlamak için dil bilgisi defterlerim, tıp defterlerim… Tonlarca defter… Hatırlamamı kolaylaştırdı, insanlarla duygusal bağlarımı artırdı, sizle olan iletişimi destekledi.
İkinci şeyin ajanda tutmak olduğunu söylemek istiyorum. Instagram hesabımı açarken de hep ilk paylaştığım şeyler ajandamdı. Gününün farkında olarak yaşamanın tadı hiçbir yerde yok gerçekten.
Üçüncü şey ise sosyal olmayı kendi irademle reddetmek. Tabii ki sosyalleşmek güzel bir şey, gerektiğinde yapmak gerek. Ancak her gün dışarı çıkan, asla kendiyle yalnız kalamayan insanların kendini geliştirmekte zorlanacağını düşünüyorum. İnsanlarla iletişim kurabilirim ancak tercih etmiyorum. İşim gereği yeteri kadar insanla konuştuğumu düşünüp kalan boş zamanımda o küçük çevrem ve kendim dışında kimseyle muhatap olmuyorum. Tamamiyle gönüllü!
Dördüncü şeyin spor yapmak olduğunu söylediğimde belki biraz şaşıracaksınız. Ancak ne zaman sporu bıraksam kendimi çok daha yorgun, çok daha enerjisiz hissediyorum. Sporun gücünden faydalanın.
Beşinci maddemiz, bir simülasyonda olduğumu düşünmek. İnanç şeklinize göre size fayda sağlayacak düşünceyi bulabilirsiniz ancak ben herhangi bir şeye inanmayan hatta kendi hayatımda inanmak kelimesini kullanmayı bırakan biri olarak simülasyon bilimsel olarak kanıtlanmamış olsa bile o şekilde düşünerek kendimi rahatlatıyorum. Bu maddeyi sonrasında çok ayrıntılı şekilde yazacağım, o yüzden şu an burada bırakıyorum. Yeni yazıyı okumadan önce beş dakikanızı ayırıp şu soru üstüne düşünün lütfen; Simülasyonda olmak hayatımı nasıl olumlu etkilerdi?
Son madde ve şaşıracağınızı bildiğim bir madde, ben sosyal medyadayken sizle paylaşmadığım tek bir şey var: Hedeflerim. Size temmuz planları verdim, ay sonunda size neler yaptığımı göstermedim. Ajandamı hep gizli tuttum. Günlük hedeflerimi biliyorsunuz ancak senelik hedeflerimi bilmiyorsunuz. Sizce bunu neden yaptım? Sosyal medya güçlü bir yer, 7000 kişi şu an ne yaptığımı izliyor. bir hedefi söyler ve onu gerçekleştiremezsem sosyal medya etkisine maruz kalabilirim. Yani birinci amacım kendimi korumak. İkinci amacım ise o hedefi gerçekleştirmeye giden yolda kendi içimde daha sağlıklı devam ediyorum. Nasıl bir diyete başladığınızda etrafınızdan sürekli veri alırsınız, diyet nasıl gidiyor, onu yemen yanlış değil mi gibi gibi. Bunda da büyük hedeflere giden yolda negatifliklere maruz kalmamak için gizli tutuyorum. Sizin yapmanız gereken şey de tam olarak bu. Gerçekten büyük hedeflerinizi saklayın. Hatta bu maddeyi yazarken araştırıp bulduğum birkaç makalede büyük hedefleri paylaşmanın sizi onları yapmak için daha az motive hale getirdiği söyleniyor.
Umarım tavsiyelerim sizin için faydalıdır. Görüşmek üzere!
Yorum bırakın