İnsanlar ikiye ayrılır, kulaklıkta son ses müzik ve gürültü engelleme ile hayatla bağını koparanlar ve minimal ses ile arkada hoş bir melodi duyma arzusu içinde olanlar. Ben bariz birincisiyim, erkek arkadaşım ise ikincisi. Hatta o, kulaklık kullanmayarak anın daha çok farkında olmak ve dikkatin dağılmasını engellemek tarafında. Geçenlerde bu konuyla alakalı konuşurken bende de bir farkındalık yarattı. Telefonsuz, müziksiz, başka bir teknolojik alet olmadan geçirdiğimiz vakit neredeyse yok denecek kadar az. Kendimizle vakit geçiremiyoruz. Artık sıkılmayı unuttuk. Yolda giderken müzik dinliyoruz, reels kaydırıyoruz. Uyumadan önce telefondan onlarca reels kaydırıyoruz. Tiktok’ta insanların bize hiçbir şey katmadığı onlarca şey izliyoruz. Youtube’da insanların hayatlarını izliyoruz. Evet, teknolojinin yararı çok fazla. Benim gibi küçük bir influencer bile onlarca insanın hayatına dokundu, Almanya için tekrar motive etti, hatta bazen DM’de ilişki problemi bile çözdü. Ancak teknolojinin zararlı etkilerini elimine etmeyi öğrenmemiz gerek.
Az önce spordan çıktım, kulaklığımın ve telefonumun şarjı bitti. Bi tadım kaçtı anlatamam. Sanki babaannemi Afrika’ya kaçırdılar da artık onun çocuklarına sen bakacaksın dediler. Neyse ders çalışacağım yere kadar yürüyeyim dedim. Yürürken, arabaların sesleri, kuş sesleri, kedilerin flörtleşmesi, yaprak hışırtıları, insanların konuştuğu konular… Hepsini duydum. İzole olmayı seven ben için bile iyi bir deneyim oldu. Bu olayın farkında şekilde yürürken, bunu sizle paylaşmam gerektiğini düşündüm.
Etrafın artık çok az farkındayız. Kendi beynimizle yalnız kalamıyoruz.
Teknolojiden uzak kalmanın avantajı sadece dış dünyanın farkına varmak değil, üstüne düşünmek. Ne yapıyorsun, hayatın neresindesin onu fark etmek.
Yolda kendi üstüme düşündüm, kaldı ki benim bunun için ayrıca zamanlarım var. Kendi üstüme düşündüğüm ve gelişim için karakteristik hedefler koyduğum. Ancak eğer sen benim yaptığımı yapmıyorsan, sadece müzik dinlemeyi yolda yürürken ya da otobüsle giderken bırakman bile seni hedeflerine ulaştırabilir.
Bak şimdi, senle bir deney yapalım şu an. Şu an bu yazıyı okuyorsun ya, bu paragraf bitene kadar oku. Önce bu paragraf bitince telefonu önüne koyacaksın, şu an ya geçmiştesin ya gelecekte. Evet bir sürü problemin var, akşam ne yenilecek belki sadece onu düşünüyorsun ama bırak. Telefonu koyduktan sonra etrafına bak önce. Hiç ayrıntılı bakmamışsın di mi? Etrafındaki şeylerin detaylarına odaklan, köşede yırtık bir yer varsa ona, sandalye varsa rengine, kalemin kitabın varsa şekline şemaline. Hisset. Hayatta olduğunu, vücudunu hisset. Başına odaklan önce, ayaklarına kadar in, 30 saniye kendinde kal. Sen busun, sayılar olmadan, yaşın olmadan, cüzdanındaki para olmadan, kaç kişiyle flörtleştiğin olmadan, yalın sen bu. Biraz rahatla, omuzlarını indir, boynunu yükselt. Dik dur. Her şey hallolacak. 30 saniyen başladı.
Nasıldı? En son ne kadar önce bu kadar farkında olmuştun? Belki de çok önce. Yoga, meditasyon yapmıyorsan belki de hiç. Hayatın daha çok farkında olarak, sadece anda kalmıyoruz aslında. Ajanda tutarken bir sonraki güne yetişebiliyoruz, ayları bomboş geçtikten sonra yeni bir gün yeni bir ben demiyoruz. Ya da gününü daha yaşanılası kılabiliyorsun çünkü farkındasın. Bugün artık senin için daha değerli aslında. Belki de tüm gün yatmaktan kurtardı bu yazı seni. Bu da uzun dönemini kurtarıyor aslında. Çünkü her günü, ya da geçirebileceğin kadar günü farkında geçirince sana en iyi gelen şeyleri yaptıkça seneler sonranı da kurtarıyorsun. Düşün, bir kulaklıkta gürültü engelleme modunu kapatıp, yolda giderken ya da yürürken müzik dinlemeyi bırakmak, seni hedeflerine ulaştırabiliyor.
Hedeflerine ulaşmak dar patikaların doğru çiçeklerle süslenmesi sonucu kuş bakışı baktığında yolunun gözüne güzel gözükmesi demek bana göre. Bu çiçekler bazen süslenemez, bazen ekemezsin, bazen yoğun ekersin ama bütününe baktığında yol hoşuna gider. Çoğu kişi ise hedefe ulaşmayı, dar ve engebeli bir patikayı geçtikten sonra yolun sonuna bir tane çiçek dikmek sanar, ki bu büyük bir yanılgıdır bana göre. Ve daima Schopenhauer’un ‘eğer tüm hayatın boyunca mutsuzsan ve ölmeden önce mutlu hissediyorsan, bu mutlu bir hayat mıdır’ cümlesini hatırlatır. Hedef, ulaşılan bir şey değil gidilen bir yoldur. Ve yolunun sadece farkında olursan çiçek ekersin.
Hedeflere ulaşma işi, hiçbir zaman sabah dörtte kalkıp, egzersiz yapıp, mail kontrol edip, aralıksız 20 saat çalışmakla olmadı aslında. Hedefe ulaşan insanlar, farkında olan insanlardır.
Farkına varın.
Yorum bırakın