Bu yazı herkese gelebilir gibi geldi şu an.
Öncelikle şunla başlayayım, tavsiye vermekten hiç hoşlanmıyorum. Yine de tavsiye veriyorum. Çünkü tavsiyeler bana şöyle geliyor: Ben bir muffin yiyorum, inanılmaz güzel gözüküyor. Tabakta da onlarca muffin var. Hepsi çok güzel gözüküyor yani baktıkça insanın iştahını açıyor. Tek bir sıkıntı var. Muffinin tadı rezalet. Sonra sen masaya geliyorsun, sana diyorum ki: Ya bu muffin gerçekten çok kötü. Sakın yeme. Yer misin?
Aynen öyle. Tavsiyeler bana tam olarak bunu hissettiriyor. Bana şu zamana kadar verilen tavsiyelere uyma oranım yüzde beşin altındadır. Çünkü muffin güzel gözüküyor. Tadına bakmak istiyorum. İsterse elli kişinin ellisi de aynı fikirde olsun, ben elli birinci olarak o muffini yemek istiyorum.
Tabii bu muffinlerin bir de zehirli ve öldürenleri var, biri muffini yiyor ve ölüyor. O muffini yer misin? Yemeyeceğini ikimiz de biliyoruz çünkü soyut olan bir şeyden sıyrılıp artık somut kanıtlar görüyoruz. O yüzden dinlenilen ve dinlenilmeyen tavsiyeler olarak sınıfı da bu şekilde ikiye ayırabiliyoruz.
O yüzden bu yazıyı okuduğunda belki de beni hiç dinlemeyeceksin ancak en azından sana muffinin tadını anlatmama izin ver.
Çok uzun ve kendimce başarılı öğrencilik yıllarımdan sonra nihayet çalışmaya başladığımda acı bir gerçekle yüzleştim: Çalışmak gerçekten korkunç bir şey. Senin sorumluluk sahibi olduğun gerçek bir alan var artık ve bazı şeyler senden geçiyor. Sen yapmadığında ya da bir hata yaptığında gerçekten çok büyük şeylerin altında kalabiliyorsun. Özellikle intern arkadaşlarla sohbeti çok sevdiğimden, onlara bazı şeyleri söylediğimde gerçekten mi ya sorusunu duymaya çok alıştım. Evet ablacım gerçekten.
Bak, dinle ya da dinleme. Kararsız kalacaksın. Yaptığın işten belki de hiç keyif almayacaksın. Ben de iş hayatında uzun zamandır var değilim sonuç olarak ancak iki senelik deneyimimi asla hafife alma. Hafife almaman için sana şöyle bir örnek vermek istiyorum.
Biliyorsun ben bir acil doktoruyum ve acil, tıp branşları arasında tatmini en yüksek yerlerden biri. Nöbet usulü olduğuna ya da boş vaktinin olmasına kanma. Bir nöbete üç iş gününü sığdırdığın ve senin sirkadyen ritminle ciddi anlamda dalga geçen bir yer. Acil asistanlığına ilk başladığım zaman bir intern doktor acil uzmanı olmak istediğini söyledi. Ona bu işin gerçekten kolay olmadığını söylediğim zaman çoğu zaman onu gülerken yakalardım. Bir gün ona acili anlatmayı bıraktım ve asistan olarak geldiğinde konuşalım dedim. Şu an minör bir depresyonu olduğunu söyleyebilirim.
Sence onun adına üzülmeli miyiz peki? Hayır. Çünkü deniyor. Buraya gelmeseydi asla bu şekilde zorlu bir yer olduğunu fark edemeyecekti.
Geçenlerde bir videoya denk geldim. Bir psikologun cümlesini tam olarak aktarmak istiyorum: ‘Çocuklarınızı başarılı oldukları zaman değil, bir şeyler denedikleri zaman alkışlayın.’ Kendini geliştirmek ve hayattan aldığı verimi ve mutluluğu sürekli katlamak isteyen biri olarak bu cümleyi kendim için aldım. Ben bir çocuğum. Yirmi altıncı yaşımda dokuz aylık bir bebeğim ben şu an. Ve denediğim zaman alkışlanılmayı hak ediyorum. Ve kendimi denediğim zaman alkışlıyorum.
Sen eğer bir doktorsan ve şu an gelecekte ne yapacağım ben diye karalar bağlıyorsan ve aklında birden fazla seçenek varsa, en yakın ihtimali seç ve dene. Denediğin zaman da kendini alkışla. Çünkü denemeden asla sevip sevemeyeceğini bilemeyeceksin.
Küçük yaşlarda aslında daha derin ve geniş bir kümede düşünüyoruz. Büyüdükçe ve sosyolojik olarak yapılan ve görülen eylemlerden etkilendikçe daha çok genellemeye gidiyoruz çünkü bu bizi stabil tutmaya yardımcı oluyor. Örneğin belki de lisedeyken astronot olmak isterken şu an tek bir branşta yükselip profesör olmak istiyor olabilirsin. Bu senin artık comfort zone’unda kalarak ortamını stabilleştirmen için haklı bir istek aslında. Ancak şu açıdan bakmanı da istiyorum.
Bir başka arkadaştan tekrar konuşalım. Bu arkadaşımız dört farklı branşı denemiş biri. Birini klinikten ötürü, diğerini çalışma koşullarından ötürü, diğer branşı tatmin etmediğinden değiştirip durmuş. İnsanlar genelde o kişi için ne istediğini bilmiyor diyor ancak ben olaya öyle bakmıyorum. Evet belki de ne istediğini bilmiyor ancak sana sormak istiyorum: Ne istediğini bilmemek yanlış bir şey mi?
Toplumsal olarak eğer geleneksel düşünen biriysen sana bir yol çizilmiştir ve bu yolun ne zaman dışında olursan, eğer kendini o toplumun bir üyesi olarak görüyorsan, bir şeyler yolunda değil gibi hissedersin. Örneğin mezun olduktan sonra ‘evlenememiş’ biri kendini otuz beş kırklı yaşlarda bu sebepten ötürü kötü hissedebilir. Ancak gerçek olan şey yaşanılabilecek tek bir hayat olmamasıdır. Ne istediğini bilmeden ordan ordaya sürüklendiğini düşündüğün bir hayatta, bir başkasına göre gerçekten çok fazla şey deneyimlemişsen bu o hayatı yine de çok mu kötü yapar?
Amacın senin mezun olduktan sonra evlenmen değil, amacım kendini bunu yapamadığında ya da kendine uygun branşı bulamadığında kötü hissetmeni engellemek. Hayata bütünsel olarak bakarsan sadece sonucu görürsün. Şimdi gel bunu senin için örneklendireyim:
İki kişi hayal ediyoruz. İlk kişi. 45 yaşında erkek, evli, 2 çocuğu var ve çocukları sağlıklı. Eşiyle beraberler. Bir teknesi, üç yazlığı, yurt dışında bir evi var. İki tane de arabası mevcut. Aynı zamanda kendisi bir profesör. tüm hayatı boyunca İstanbul’da yaşamış.
İkinci kişiyi hayal edelim: 45 yaşında erkek, hiç evlenmemiş, şu anda sevgilisi yok. Çocuğu yok. Asistan doktor. Bir tane arabası ve bir tane evi var.
Hangisi sana çok güzel geliyor? Evet tebrikler sonuca odaklandın. Oysaki ilki, düzenli olarak eşini aldatıyor. Major depresyonda, 4 farklı antidepresan denemiş ve fayda görmediği için her şeyi bırakıp alkol kullanmaya başlamış. Aslında bu sayılanlar sahip olduklarının onda biri. Çünkü geri kalan kısmı kumarda kaybetmiş.
Diğer kişinin çok iyi bir arkadaş grubu var, deniz kenarında pratisyenliği bırakmak istememiş, her sene koy koy gezmiş. Kırktan fazla ülke görmüş. Bir ev ve bir araba bana yeter demiş, deneyime harcamış. Bakmış pratisyenlik yetti bana tüm koyları gördük demiş, başlamış bir asistanlığa.
İşte hata burada. Sonuca odaklanmanda. Ben artık 25 yaşındayım bunlara sahip olmalıydım değil, ben 25 yaşındayım ve bir sürü şeye sahibim diyebilmek önemli olan şey.
Belki de hiç karar veremeyeceksin. Belki de işin sırrı karar verememektedir. Dene, olabildiğince dene. En çok da mutlu olmayı ve bulunduğun yerden keyif almayı dene.
Gel hadi başka bir arkadaşımı daha konuşalım. Bu kişi yine bir doktor, uzmanlıkta normalde Amerika istiyordu. Ancak bir sebepten fikir değiştirdi ve Almanya’ya gitme kararı aldı. Almanca öğrendi, denklik aldı ve nihayetinde Almanya’ya gitti.
Bir ay içinde de geri döndü.
Sence bu ne peki?
Pişman olunması gereken bir şey mi?
Hayır.
Yaşanması gereken bir şey.
O yüzden evet tavsiye vermeyi sevmiyorum. Ancak tavsiye vereceğim. Yaşa. Hayatın ulaştığın sonuçlardan değil, deneyimlerinden ibaret.
Bundan sonra yazdığın ve rezalet olan asistanlık için kendini tebrik et. Ne kadar iyi yapmışım rezalet bir seçimmiş de. Sonra onu değiştir başka bir şey dene. Orayı da mı sevmedin? Kendini yine alkışla. Çünkü denedin.
Deneyim benim gözümde alkışı en çok hak eden şeydir. Evet, bu mantaliteye kolay erişmedim ancak eriştikten sonra hayat benim için çok daha güzel bir yere dönüştü.
Hayatını dönüştürmek de, keyif alabilmek de senin elinde.
Ben seni denediğin için alkışlıyorum.
Rezalet bir seçim yaptın ve ayakta alkışlanmayı hak ediyorsun.
Yorum bırakın