Yine ben, yine bir gözlem yazısı. Hoş geldiniz sevgili arkadaşlar, yaşı benden çokça büyükler, bir de bana abla diyenler. Bugünkü konumuz aslında karman çorman bir düşünce yazısı olacak. Hangi kısmından tutarsınız, kendinize bir şey kattırır mısınız, yoksa okur geçer misiniz bilemem. Bu yazım için hiç öğreticilik hedefim yok çünkü ben de kavramaya çalıştığım bir şeyin kavramama giden yolundan bahsedeceğim size.
Öncelikle şuradan başlamak istiyorum. Ben öğretileri kabul etmiyorum. Herkes için kabul gören şeyler bana söylendiği zaman analiz ediyorum. Ve aksi için bir şeyler yapılabiliyor mu, kendimde neleri değiştirmem ya da bırakmam lazım onlara bakıyorum. Bugünkü analizimizin naçizane temasını da sizlerle paylaşmak isterim:
‘Yaş ilerledikçe enerji azalır, verdiğin tepkiler azalır, hissedilen şeylerin yoğunluğu azalır.’
Ben bazı cümlelerin bizde direkt olarak kabullenişe gitmesine karşıyım. Bu cümleyi siz de birilerinden mutlaka duymuşsunuzdur ancak ben buna katılmıyorum ve başka bir varyasyonunu savunuyorum.
Savunduğum cümle ise şu:
Yaştan bağımsız her insan sahip olduğu hayatın çeşitli evrelerinde kendini enerjik ya da yorgun hissedebilir. Yine sahip olduğu hayata göre hissedilen şeylerin yoğunluğu yaş ilerledikçe daha çok artmış bile olabilir.
Düşünsenize, bir kadın var. Doğmuş, büyümüş, okuyamamış, evlenmiş, dayak yemiş, evden çıkartılmamış, istediği bir şey olmamış, bir tane bile çiçek alınmamış, değer görmemiş. Yani hayat ona altmışlarına kadar zindan edilmiş. Eşi vefat etmiş. Bu kadının altmış bir yaşında gördüğü gökyüzünün rengi ile otuz yaşında gördüğü gökyüzünün rengi bir olabilir mi?
İnsanların bu durumda buna verebilecek bir cevabı var, o da şu: Ama o insan altmış yaşına kadar bir sürü şey gördüğü için ruh hali daha çökkün olacak. Hayır aslında daha hazırlıklı olacak. Hazırlıklı olmak zorunda mıydı? Değildi. Zorluk görmek zorunda değil kimse. Neden daha güçlü olmak zorunda kalalım ki? Daha güçlü olmak değil, daha mutlu ve huzurlu olmak istiyoruz ancak onun hayat koşullarının öyle ilerlemesi ona derin bir depresyon vermeyebilir. Ancak verebilir de. Bu tamamen yaştan bağımsız bir konu olduğu için kendimi ve çevremdekileri hissedilenlerin yaşla alakalı olmadığına ikna etmeye çalışıyorum.
Yaş ilerledikçe fizyolojik olarak daha az enerjik hissedebiliriz bu doğru. Ancak hayata katılan alışkanlıklarla ben hala bunun tam tersi olabileceğini düşünüyorum. Çünkü etrafımda yirmi beş yaşında ve asla enerjisi olmayan biri ile elli yaşında ve bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi olan insanlar tanıyorum. Sebebi spor, beslenme gibi faktörler de aynı zamanda. Ve bunların çoğunun bizim elimizde olduğunu düşünüyorum.
Yaş ile alakalı olmayan ancak yine de üstüne düşündüren bir durum var ki o da şu. Sene sayısı arttıkça hayata dair öğrendiklerimiz de arttığı için insanları genellemeye ve kendi konfor alanımızdan daha zor çıkmaya başlıyoruz bence. Ben yirmi üç yaşındayken kökü bende diye saçlarımı kazıtabilmiş bir insanken şu an kakül kestirmeye gittiğimde iki aya uzayacağını bilmeme rağmen üstüne seksen yedi kez karar değiştirdim en basitinden. Bu farkındalığa sahip olup yeniden kaçmamamız gerekiyor bence çünkü insanları ve koşulları genellemek bizi deneyimden de uzaklaştırıyor diye düşünüyorum.
Kendimde sahip oldurmaya çalıştığım özelliklerden birkaç tanesini size söylemek istiyorum.
İlki; enerji kendi içinden gelir. Alışkanlıklarını değiştirirsen enerjin de artar.
İkincisi mutluluk da içten gelir. Hayatında kötü şeyler olabilir ama kendini ancak sen mutlu edebilirsin.
Üçüncüsü, başkalarından bir şey ummayı bırak. Kimse sana senin kendi içinden alabileceğin bir şeyi veremez.
Dördüncüsü, orta doğunun sürekli negativite kasarak yaşayan insan topluluğundan uzak dur.
Dördüncüsünü size açmak istiyorum. Ben buralara kolay gelmedim. Şöyle bir insan topluluğu tanıyorum ve çok ama çok eminim onları siz de tanıyorsunuz. Sadece negatif konuşan ve hayat inanılmaz zormuş gibi davranan o insanlar. Akrabalarınız da olabilir bunlar, aileniz de belki. Sürekli belki para konuşulur, yorulduk denir, enerji kalmaz, hobileri yoktur ya da ailesine bakmaktır. Ailesine baktıktan sonra ona büyük bir karşılık verilmezse yıkılır. Biliyorsunuz siz bu toplulukları. O insanlardan uzak durun.
Eğer böyle olmayan insanlar da mı varmış diye düşünüyorsan, evet var ve gerçekten koşulları negatif konuşan o insanlardan çok da iyi değil. Sadece bakış açıları o şekilde ve emin ol hayatını çok güzelleştiriyorlar.
Neyse, düşünsel yönümle kendime bir şeyler katmaya çalışırken iç sesimle kendimin konuşmasını dinlediniz. Ne kattı bilmiyorum ancak bana söylenen cümleler üzerine düşünmeyi seviyorum.
Hayatı öğretildiği gibi yaşamak istemiyorum. Kendim öğrenmek istiyorum. Yaşlanınca enerjim azalacak mı azalmayacak mı bakmak istiyorum. Ve so far, azalmadı. Kandırılmış olabiliriz.
Bize dayatmaya çalıştıkları doğ, büyü, oku, evlen, çocuk yap ve öl yolunu çoktan yanlışladık. Artık neslimiz öyle yaşamayı reddediyor. Ama bi’ düşünsenize, daha reddedilecek neler var!
O yüzden sizden tek ricam, biri size bir cümle kurunca ‘lan acaba bu doğru olmayabilir mi?’ diye bi’ kendinize sorun.
Seviliyorsunuz. Şaka, sizi tanımıyorum o yüzden sevip sevmeme durumuna muhtemelen şüpheyle yaklaşırdım.
Yine de okuduğunuz için teşekkürler.
Skeptizm hep içinizde olsun ancak huzurunuzu kaçırmasın.
Yorum bırakın