Hayata geniş bir pencereden bakmaya çalışmayı, düşünmeyi, üretmeyi, yazmayı ve crème brûlée'yi seviyorum. Ha bir de doktorum ve Almanya'ya taşınma sürecimi konuşuyorum.

23 Nisanda Neşeyle Doldum: FSP’yi geçtim!

Bugün emeklerimin karşılığını aldığım bir günü sizlerle paylaşmak için toplandığımız bir gün olacak sevgili takipçilerim ve okurlarım. Çünkü uzun zamandır öğrendiğim Almanca’yı bir Alman tıp denkliğiyle taçlandırdım. Tekte ve gerçekten çok az çalışarak geçtiğim bu sınavdan sizlere biraz bahsetmek istiyorum.

Sınav üç bölümden oluşuyor. Ben sizin bilmediğiniz şeylerden bahsetmek istiyorum çoğunlukta. NRW, Düsseldorf’ta size atılan konuma girince iki defa aynı doğrultuda olan bir girişten girdikten sonra sağa dönmeniz gerekecek. Orada hem baya bi koltuklu bekleme alanı, hem de yan yana iki adet, arasında danışmanın olduğu bir sınav yeri sizi karşılıyor. Şu an da keşke fotoğrafını çekseydim diye düşündüm açıkçası. Sonra o kapıların içinde üçer tane daha kapı sizi bekliyor oluyor. Bu kapıların ilkinde hastanız ve sizi kontrol eden kişi, ikincisinde bir bardak su ve bir telefon ve bir saatle birlikte anamnez kağıtları. Üçüncüsünde ise iki adet Oberarzt ve ters çevirilmiş laboratuvar değerleri. Bu tabi hastadan hastaya göre değişiyormuş bazıları ultrason sonuçları gördüğünü iddia ediyor ya da EKG… Her neyse. Sınav genel olarak böyle. Benim sınavım nasıl geçti o konuya gelelim.

Hastayı anlama: %100, gramer hatalarım vardı çok net, artikel sıfır. Eksik sorum vardı ilk başladığımda bizim hastalardan anamnez alır gibi aldım çünkü miyokart enfarktüsü olan hastanın diziyle de yani çok ilgilenmiyorum acilde görünce. Sonrasında kontrole geçince fark ettim eksik sorduğumu. Zamanım baya baya yetti. 20 dakika veriyorlar, o esnada alerji vs sordum. Ama mesela operasyon geçirdi mi diye sormayı unutmuşum.

İkinci kısma geldik, anamnez kağıdını doldurmaya. Gerçekten çok ayrıntılı bir kağıt verdim. Yazım yanlışımın olduğunu düşünmüyorum, ayırıcı tanım ona yakındı. Tedavi de yine acilde olduğum için dozlara kadar çok ayrıntılıydı. Kısaltma hiç kullanmadım çünkü çalışmadığım için açıkçası kısaltma da bilmiyordum.

Telefonla aradıklarında hoparlörde açılıyor telefon, ki iyi bir şey daha iyi duymak adına. Direkt şu cümleyi kuruyor: Ich rufe Ihnen aus dem Labor an. Herr Wegner hat 2.5 mol/ dL Kaliumspiegel. Yani orada o değeri anlamamıza olanak yok bence. Danke dedim kapattım.

Üçüncü oda benim için bölüm sonu canavarı gibiydi, bir adam çok kaba ve ters. Diğeri çok nazikti bana karşı. Ben bir süre sonra ırkçılık mı yapıyor acaba diye düşünmeye başladım. Çünkü ne desem ya dudak büzüp kafa sallıyor ya önüne bakıyor çok eleştirel biriydi. Troponin yüksekse net kalp krizi düşünelim mi tarzı bir soru geldi. Benim o gün anladığım şey o kişiler muhtemelen tedavisiz çok hasta görmüyor. Yani ben 500 troponin değeriyle gezen hasta biliyorum, troponini artmayınca adamı eve yolluyoruz. Onlara göre troponin eğer ağrı varsa net anjiyo endikasyonu ama bizim klinikle onların klinik çok ama çok farklı bence. Ben de tartışmaya başladım tabi, yani bana neyse hasta görmedim de geç di mi? Gittim bu sefer de orda kavga ettim Türkiye’de hiç kavga etmiyormuşum gibi. Troponin KBY ve KKY gibi nedenlerle de artabilir yüksek olması tek başına yeni bir infarkt olduğu anlamına gelmiyor dedim. O esnada bu hastayı anjiyoya alırız tarzı bir şey dediler, ben de EKG’si nasıl dedim. Yahu desene tamam hocam diye hala EKG soruyor. Sinüs mü STEMI mi onları konuştuk yani bana Anruf ile alakalı hiçbir soru sormadılar. Bu arada bana genel olarak da birçok soru sormadılar. Hep böyle iletişim ve sohbetsel giden bir AKS sohbetiydi. Sınavdan çıktım ve dedim ki ben net geçtim yani.

Sonra grupları falan okuyunca AKS’nin hepsinin kaldığını öğrendim dedim acaba bu gıcık adam beni bırakır mı? Gıcık oldu bence evet ama Almancamla etkilediğimi düşünüyorum.

Çıktıktan sonra birkaç farklı vakadan da insanların kaldığını duydum. Ben biraz sinirli biraz mutlu Rhein nehri kenarında gezerken herkesin sınavının açıklandığını gördüm. Öğleden sonra giren kimseyle konuşmadığım için ertesi günü açıklanacağını tahmin ettim. O bekleme süreci açıkçası çok umrumda değildi çünkü ben sınava çok umursamaz gittim. Hem çalışmadım, hem hasta oldum hem dikkatim dağınık giderken pasaportumu evde unutmuşum arkadaşım çilingirle eve girip bana sonradan yolladı pasaportu… Düşünün başıma gelenleri…

Neyse sonuç olarak sınavla alakalı tavsiye verecek olursam çok kasmayın, TUS gibi sınava çalışmamak için burayız özetle. Birkaç simülasyon, eksik kapatma ile olmayacak şey değil.

Sizi yine biraz m*tive etmek isterim.

Ben hiç gerçek biriyle simülasyon yapmadan sınava girdim. Yani sınavdaki hastam 1.5 senedir konuştuğum ilk Almandı.

İkincisi ise hiçbir vakayı tam bitirmedim. Sadece vakaların Almanca kelimelerini öğrendim.

Demem o ki ben harikayım ve siz de iyi bir mantaliteyle harika olabilirsiniz.

Yorum bırakın