Üstünde durmayı en sevdiğim mesele, kendini tanıma mevzusu. Dengesiz kararlarım, ne istediğimi bilememek beni hep küçükken kendimi tanımadığım için doğru kararlar veremediğim sonucuna itti. Kendimi tanımıyordum ve bu sebeple mantıklı kararlar veremiyordum. Kendimi tanımıyordum ve ne istediğimi bilmiyordum. Kendimi tanısam durmam gereken yeri iyi bilirdim.
Peki ama ya.. durmaya ihtiyacımız yoksa?
Ya kendimi tanıyorum ve ne istediğimi biliyorum safsatası altında hiç konforlu olduğum yerden çıkamazsam? Peki ya hiç çıkmamakla mutlu olduğumu zannedip seneler sonra çıksam en azından sevmediğimi görürmüşüm dersem? Yani kendini tanımak bir özgürlük mü, yoksa esaret mi?
Ben eskiden beri yazıyorum, geçenlerde yazdığım bir yazıya denk geldim. Hiçbir şeyin yüze yüzü değilsin yazmışım. Yani dedim ne kadar güzel söylemişim. Hiçbir şeyin yüzde yüzü olmak zorunda da değiliz zaten. Sen çok cesaretli biri değilsin mesela, bazen çok korkaksın. Kendini ben çok cesaretliyim adı altında korktuğun zaman suçlayacaksan cesur olma çok daha iyi. Ya da sen dünya turuna çıkıp çalışmamak istiyor olabilirsin kendini çok iyi tanıdığını zannederek ancak belki de sen işini bırakınca her şey mahvolacak. Ama bunun için kendini tanımana değil, doğru zamanda karar alabilmene gerek var. Yani seni mahvedecek şey kendini tanımadığın için beş seneni işsiz geçirmen değil, sonunda nasıl biri olduğunu fark edip yön değiştirmemek.
Geçenlerde bir video gördüm, gerçekten beni çok etkiledi. Eğer sen hayatın üstüne karar almazsan, hayat senin üstüne karar alır. Zamanı geri saramıyorsun. Zaman her halükarda geçeceği için, senin bu yolda kendini çok iyi tanımak gibi bir hedefin değil, karar alabilmek gibi bir hedefin olabilmeli aslında. Çünkü bize bu hayatı sevdiren şey bazen de verdiğimiz yanlış kararlar.
Doğdun, nasıl biri olduğun sana gösterildi. Ne yaparsan hayatının çok iyi olacağı, çok zengin ve çok mutlu olacağın. O yolu seçtin, uygula kazan uygula kazan ilerledin. Yaşın seksen ve sen hiç yanlış karar vermedin. Ancak eğer yanlış karar verebilseydin, belki de hiç sevmemene rağmen bambaşka bir ülkede yaşayacak, hiç istememene rağmen dünyayı turlayacak, batıracak olmana rağmen bir kafe açacaktın. Verdiğimiz yanlış kararlar bütüne baktığımız zaman her zaman o kadar da yanlış olmayabiliyor. Yani kendini çok da iyi tanımamak, aslında hayatına renk katıyor.
Ben hayatla oynanan bu kumarı çok seviyorum. Gelecekle alakalı yaptığım seçimlerin beni mutlu hissettireceğini düşünüyorum ama beni mutlu hissettirmeyen onlarca karar verdim ve sonra değiştirebilme cesaretini gösterdim. Bu değiştirebilme cesareti, yanlış kararlarımı sonraki yaşam dilimimde anı olarak anlatabilmeme ve bana birkaç gereksiz skill olarak dönmesine neden oldu. Ve ben açıkçası bu sonuçtan oldukça memnunum.
Ancak ya karar alamasaydın, ya yanlışından dönemeseydin. Ya hayatının kararları, zamanın akışına bağlı olsaydı?
Bir insanı bence kendini bilmemek değil, karar verememek yıpratır. Ondan atalarımız, en kötü karar en iyi kararsızlıktan iyidir demiş. Çünkü kötü bir kararı başka bir kararla değiştirebilirsin. Geminin dümeni senin elinde.
Bu olayı biraz Chat ile de konuştum, o da kendi çapında çok güzel bir şey söyledi.
‘Kendini karar verebilecek kadar tanı. Sonra karar ver. Yaşa. Yanlışsa değiştir.’
Ancak sonucunda karar verebilme becerisi, kendini çok iyi tanımanın önüne geçiyor. Kendini tanımanın kendi içinde şöyle iki sıkıntısı var;
- 25 yaşındaki senle 37 yaşındaki sen aynı kişi olmayabilir.
- Deneyim sana kendini tanıttırır, yani deneyimden önceki kendini tanıdığını düşünmen yalan olabilir.
O yüzden sonuç olarak artık kendini tanımayı bırak, kendini karar verebilecek kadar tanıdıktan sonra kararlarını al ve ne seni mutlu ediyor kendin gör.
Neyse çok hayat dersi verdim, biraz Almanca çalışacağım.
Kafan yandı di mi?
Yorum bırakın