Hayata geniş bir pencereden bakmaya çalışmayı, düşünmeyi, üretmeyi, yazmayı ve crème brûlée'yi seviyorum. Ha bir de doktorum ve Almanya'ya taşınma sürecimi konuşuyorum.

inanmak kelimesini kullanmayı bırakmıştım ama hata ettiğimi fark ettim; işte nedeni

Sevgili herkes, bugün yine bir düşünseli ile karşınızdayım. Son zamanlarda size kendimi sosyal medyada çok daha fazla açmaya başladım. Son derealizasyon konuşmamdan etkilenmiş görünüyorsunuz, herkes kendini tek zannetmiş ve sanırım insanların en büyük yanılgılarından biri de bu.

Bugün size kendimi daha da açtığım bir yazıyla karşınızda duruyorum.

Bayağı uzunca bir zamandır inanmak kelimesini kullanmamaya ant içmiş gibiydim çünkü bir şeye inanmanın benim için çok varolduğunu düşünmüyordum. Burada kastettiğim tek şey tanrı değil. Bilimin öncüsü o şahıs var ya, hah ben oydum işte.

Son birkaç aydır beni sürekli kendiyle yüzleşmek zorunda bıraktı bu inanmak kelimesi. Kendimde olduğunu düşündüğüm şeyler aslında yokmuş onu gördüm. Yani inandığım şeylermiş.

Bu ilk başta çok garibime gitti diyemeyeceğim. Çünkü ben zaten bir olgunun yüzde yüz doğru olduğunu hiçbir zaman savunmadım. Hatta hep, ben kendimde bunu kabul ediyorum ama muhtemelen bu böyle değildir derdim.

Sonrası işte bildiğiniz gibi, aslında inanmışım. İnanmak kelimesini ne kadar uzak tutsam da beynimde yarattığım o şeye inanmışım, hatta işin ilginç kısmı artık hepimizin hayatlarını inandığı şey zannettiği fikrindeyim.

Şu an senin kendi hayatında gördüğünü zannettiğin şey, inandığın şey ve yüz farklı kişiye senin hayatını sunsak asla senin bahsettiğin şekilde bahsetmeyecek.

Ne kattı bu bana? Öncelikle takdir edersiniz ki derealizasyonumun yoğunluğunu artırdı. Artık insanların inandığım şekilde olmadığını biliyorum ama ne şekilde olduklarını da anlamlandıramıyorum. Zaten insan tanımlama özelliğimden çoğunlukta kurtulmuştum, bundan sonra artık herhangi bir insana o şöyle biri demeyi bıraktım.

İkinci şey, artık kendimin de nasıl biri olduğunu bilemiyorum. Keşfediyorum. Daha az yargılayıcı oldum ama daha çok kendimim. Çünkü kendim olmazsam, yani içimden geldiği gibi hareket etmezsem bu dünya benim için daha da realiteden uzak bir yere yerleşecek. Olduğum gibi davranıp, olduğum halimi seven insanları çekmeye çalışıyorum. Bu yıllardır en işe yarayan dost edinme yöntemimdir.

Seçici sosyal biri yaptı bir de bu inanmanın yanlışlanması özelliği. Çok sosyal olabilme potansiyeli olan biriyim ancak bunu manasız bulmaya başladım. Bu zaten yeni bir özellik değildi benim için. Ancak hayatı keşfetmek daha zevkli bir hal almaya başladı.

Bir diğer katkısı da psikiyatrik açıdan sıkıntısı olan insanlar için gelsin o zaman. Plaseboyu öğrendim. Yer yer anksiyetesi olan bir insan olarak anksiyetemi çok iyi yönetmeyi öğrendim. Çünkü anksiyetem aslında benim inandığım şeylermiş. Ve inandığım şeyleri kontrol edebilirsem, endişemi de kontrol edebilirim.

Aslında her şey inandıklarımsa, inandıklarımı yönetirsem daha iyi bir hayatım olabileceğini fark ettim. Bunu zaten manifestasyonla size bahsetmiştim YouTube kanalımda da. Tıklayarak o videoya da ulaşabilirsiniz. Çok eski bir halimi göreceksiniz 🙂

Umarım bu yazı, benim kendimi keşfetmemi sağladığı gibi size de katkı sağlamıştır. Çok sevgiler.

Yorum bırakın