Hayatın Ortasında Sıradan Biri Olmak: Bir Video Oyunu Felsefesi
Herkesin — ama bakın, gerçekten herkesin — hayatta bulunduğu bir yer ve olmak istediği bir yer vardır. Kiminin hayalleri yüksektir, kimininki daha mütevazı ama özeldir. Herkesin planları vardır, hedefleri vardır. Ve çoğu insan, kendisini biraz da gizliden gizliye “özel” biri olarak görür. Bu ego belki de yaşama tutunmanın en güçlü yoludur; insanı hayatta tutan bir yanılsama gibi.
Ben de bu duyguyla büyüdüm. Herkes gibi… Kendimi farklı, ayrıcalıklı ve çok özel hissederdim. Hâlâ zaman zaman bu düşünce bana uğrar ama artık onunla nasıl baş edeceğimi biliyorum.
Sapiens ve Beyaz Gömlekli Homo Sapiens
Bir dönem herkesin dilinde olan Sapiens serisini ben de okumuştum. Kitaptan pek çok şeyi unuttum ama aklımda kalan tek bir cümle var:
“Neandertaller kendi içlerinde iletişim kurarken, Homo sapiens olarak bizim başarımız gökdelenler inşa etmek ve kelimeler yaratabilmek oldu. Üstelik bunu beyaz gömlek ve kravatla yapıyoruz.”
Bu cümle beni adeta sarstı. Neden mi? Çünkü kendimi bu kadar özel hissetmeye devam edersem, diğer 8 milyar Homo sapiens’ten hiçbir farkım kalmaz. Eğer hepimiz “özel” isek, aslında hiçbirimiz özel değiliz.
Bu farkındalık kendime dair algımı değiştirdi. Sadece gelişmiş bir beyin yapısına sahip, sıradan bir Homo sapiens’im. Ve bu beyin bazen beni kandırıyor. İşte o anlarda kendime küçük ama etkili uyarılar gönderiyorum:
“Hayatın merkezinde değilsin. Sadece bir parçasısın.”
Hayat = Bir Video Oyunu
Bu içsel uyarı, domino etkisi yarattı. Hayata bakış açım değişti. Onu artık bir video oyunu gibi görüyorum.
İlk başta garip gelebilir ama açıklayayım: Eğer ben de büyük bir grubun parçasıysam ve o grubun kurallarına göre yaşamak zorundaysam — yani işe gidip “pamuk parçaları” (para) karşılığında emek veriyor, sonra bu parayla hayatta kalmaya çalışıyorsam — bu bir oyun değilse nedir?
Ve bu oyunda kuralların bazılarını ben koyabiliyorum. Ne kadarını kontrol edebiliyorsam, o kadarını kendime göre şekillendiriyorum. Bu farkındalıkla birlikte hayat daha eğlenceli, daha esnek, daha anlamlı bir hâl aldı.
Gülüp Geçmenin Hafifliği
Bu oyun bakış açısı, hayatımda birçok şeyin önemini yitirmesine sebep oldu.
Kavga mı var? Tartışma mı çıkıyor? Hastanede bir hasta benimle bağırarak konuşuyor mu? İçimden gülmek geliyor artık. Çünkü o an sadece bir karakterin bana karşı hamle yaptığını düşünüyorum. Ve o hamleye karşılık verirken, kahkahayla cevap veriyorum. Gerçekten! Çünkü kendimi bir simülasyondaymış gibi hissediyorum.
Ve bu bana çok iyi geliyor.
Kuralları Benim Oyun: İlişkiler, İnsanlar, Dürüstlük
Bu farkındalığın ikinci etkisi ise şu oldu:
Kendi kurallarımı koyabileceğimi fark ettim.
İstediğim insanları hayatımda tutabileceğimi, istemediklerime ise mesafe koyabileceğimi öğrendim.
Toplumun “etik” kalıpları zaman zaman bana dar geliyor. Sevmediğim bir insana doğrudan bunu söylemek, çoğu kişiye kaba veya fazla dobra gelebilir. Ama bu da oyunun benim versiyonumda mümkün. Bu benim kuralım.
Daha eğlenceli, daha sade ve daha dürüst bir düzende oynamayı öğrendim. Ve bu düzende kendimi daha özgür hissediyorum.
Sonuç: Sıradanlığın Özgürlüğü
Tüm bu farkındalıklar bana şunu öğretti:
Hayatı kendi yarattığım kurallarla oynuyorum.
Özel biri olmamanın verdiği hafiflikle yaşıyorum.
Ve işte tam da bu yüzden, hayatı daha çok seviyorum.
Hayatı artık bir oyun gibi gördüğümden beri, bazı şeyler daha net: Bu oyunda başrol değilim, hatta çoğu zaman sadece bir karakterim. Ama kuralları biraz olsun esnetebildiğimde, oyun benim için daha oynanabilir, hatta daha keyifli hâle geliyor.
İşte tam bu noktada kendime bir mini oyun daha yazdım:
16 Günlük “Özel Olmayan Ben” Challenge’ı.
Bu Challenge, özel biri olmama inancımı pekiştirirken, kendimi fiziksel, zihinsel ve akademik anlamda güçlendirmeyi hedeflediğim bir yolculuk.
Kendimi merkeze koymadan, ama yine de hayatımı bilinçli şekilde şekillendirerek…
Sanki demek istiyorum ki:
“Ben özel değilim, ama kendime göre çok değerliyim.”
Peki bu Challenge ne içeriyor?
- Daha sağlıklı ve düzenli beslenmek
- Temiz, ferah ve sürdürülebilir bir ev düzeni kurmak
- Her gün spor yapmak
- Almanca ve Norveççe çalışmak
- Acil tıp bilgisini derinleştirmek
- Ve en önemlisi: Hayatla daha barışık olmak
Şu an 5. gündeyim. Ve şimdiden küçük ama anlamlı sonuçlar ortaya çıktı:
- 2 kilo verdim (ve bu sürecin psikolojik hafifliğini de hissediyorum)
- Almanca ve Norveççe çalışmalarıma istikrarlı şekilde devam ediyorum
- Her gün spor yapıyorum – bazen koşu, bazen ağırlık, bazen sadece vücut hareketleri
- Öğünlerimi evde, kendi ellerimle hazırlayıp, gerçekten ne yediğimi biliyorum
- Acil tıpla ilgili bilgilerimi güncelliyor ve hatta tekrar keyif almaya başlıyorum
Bu süreç bana bir şeyi daha gösterdi:
Özel olmasam da, kendimi geliştirme hakkım her zaman var.
Ve o gelişimin içindeki disiplin, tekrar eden küçük rutinler, zor günlerde devam edebilme gücü… İşte bunlar, “özel hissetmenin” bence en sade, en gerçekçi yollarından biri.
Yorum bırakın