Kendi üstüme düşünmeyi çok seviyorum. Eskiden insanların hayatlarını hiç dinleyen biri değildim, yakın çevrem dışında kimseyi dinlemezdim. Acile geçtikten sonra bu durumun tamamen azalacağını ön görürken bir şeyler tam tersine döndü ve hayatımla alakalı çıkarımlarımı başka insanların hayatlarından almaya başladım. Kitapları okurken de zevk almak için değil hayatıma neyi entegre edebilirim ona bakarak okuyorum ve bu durum beni daha stabil -evet bu stabil halim- biri yapıyor.
Size geçen gün arkadaşımla kahve içerken yaptığımız bir sohbetin bende kalan kısımlarından bahsetmek istiyorum.
Ben arkadaş çevrem içinde yaşı en küçük olanım, iş deneyimim de hayat deneyimim de onlara göre az. O yüzden onların hayatlarında olan biten şeylerden fazlaca ders çıkarıyorum.
Arkadaşımla konuşurken insanların hayatlarıyla alakalı ne kadar çok ağladıklarından konu açıldı. Birilerinin bir şeylerin sorumluluğunu almak yerine sürekli yakındıklarından, her şeye sürekli duygularını kattıklarından ve bu sebeple sorumluluk alıp ilerleyemediklerinden. Ve ben bu bakış açısının sizin de hayatınızda bir şeyler değiştireceğini düşünüyorum.
Etrafınızda, özellikle eski nesilde, neredeyse her şey için pişman olduklarını ve ağızlarından keşke kelimesinin düşmediğini görürsünüz. Ya da yakın çevrenizde sürekli başkalarının hayatlarına takılı kalıp kendi hayatıyla alakalı tek bir ilerleme göstermeden sürekli olarak yakındıklarını duyarsınız. Belki de siz de onlardan birisiniz.
Evet bazen zorba biri oluyorum ama açıkçası çok ağlıyorsunuz. Ben de çok ağladım, gerek yok. Başkalarına suçu atmakla, sırf adım atmadın diye dış faktörleri suçlamakla ya da sadece ama sadece yakınmakla ulaşabileceğin tek bir şey yok. Varsa söyle bana, her gün ağlamazsam adım da Asena değil.
Daha önce söylemişimdir benim çok izole bir hayatım var. Sosyal medyaya girdikten sonra insanların bu kadar ağladığını fark ettim. Bana gelen mesajlara bazen verecek yanıt bulamıyorum ve zaten çoğunlukla zorbalayarak yanıt veriyorum çünkü sana ne Almanca, ne başka bir ülke, ne güzel bir hayat altın tepside verilecek. Sen gidip kendin alacaksın ve bunu yaparken de ağlamamayı öğreneceksin.
Bak: Almanca dinlememi nasıl geliştirebilirim, bu konuyla alakalı kendimi eksik hissediyorum? Bu duygusallıktan arınmış, realist bir soru. Peki şu: Hiç dinlediğim şeyleri anlamıyorum aylardır buna çalışıyorum nasıl yapıcam bilmiyorum Almanca çok zor bir dil hiç gelişmedi hala aynı yerde takılı kaldım… Duygusal, korkmuş, nerede olduğunu bilmeyen ve sadece ağlayan biri. Bundan arınmanız lazım.
Bugün bir takipçim bana idol olduğumu ve her şeyi inanılmaz iyi yaptığımı vs içeren bir mesaj atmış. Ben idol değilim, kendimin ama kesinlikle en iyi versiyonuyum. Açıkçası başkasının ne yaptığıyla da zerre ilgilenmiyorum. Almanca’yı üç ayda öğrenmiş biriyle kendimi aynı yere ait hissetmiyorum. Açıkçası kendimi kıyaslamam bile. Bu bilimsel bir çalışma olmaktan çok uzakta çünkü. Bağımlı değişken olan Almanca, bağımsız değişken çok ama çok fazla. Yani böyle bir kıyas bana sadece ama sadece vakit kaybettirir. İnsanlar o yüzden bana idol diyor zaten.
Hayatla alakalı ilerlerken kaybettiğiniz müthiş bir yer var, karakteriniz üstüne değil daha somut şeyler üstüne düşünmek çok daha basitinize gidiyor. Oysaki karakterin üstünde muntazam bir değişiklik yapsan tüm somut içerikler senin olacak. Yani ağlamak yerine harekete geçmeyi öğrensen ya da daha nesnel düşünebilsen o Almanca belgesini zaten alacaksın. Ama sen Almanca belgesine o kadar odaklanmışsın ki kendini unutmuşsun.
Sana bazen kendini hatırlatma gereksinimi duyuyorum çünkü benim Instagram hesabımın olmasının tek bir sebebi var; size ve kendime nerede ne yanlış yaptığımı gösterebilmek. Yoksa inanın sosyal medyadaki içeriklerin hiçbirine bakmayı sevmiyorum ve içerik üretmek bazen işkence gibi geliyor. Ama yazmak, size sizin kim olduğunuzu gösterebilme umudu beni burada tutuyor. Yani aslında senin Almanya’da yaşaman değil, kendinin daha çok farkında olman beni daha çok mutlu ediyor.
Çünkü içinde bir güç var, onu ağlayarak değil kendini daha iyi tanıyarak yönetebilirsin. Sürekli ipi kopmuş deli danalar gibi etrafta savrulmaktansa kırmızıya odaklı bir boğa gibi olmak lazım. Ne güzel söz söyledim şu an ya ata sözü yapsınlar bunu. Odaklı ol ve ağlama. Halledeceksin çünkü. Daha önce de dediğim gibi, benim sana senin kendine inanmandan daha çok inanıyor olmam senin için üzücü bir durum. Bunu değiştir.
Kendini toparladıktan sonra artık ChatGPT ile Almanca öğrenme serisi videolarıma İnstagram’dan göz atabilirsin.
Rica ederim.
Sevgiler,
Asena
Yorum bırakın